JSTOR Daily
Doğa ve keşif · 2 sa önce · 4 dk okuma
Durian: Tiksintiyle Arzunun Arasında Bir Meyve

2019’da Canberra Üniversitesi kütüphanesindeki 550 öğrenci, tek bir meyve yüzünden binayı boşalttı: durian. Kükürtü andıran kokusu gaz kaçağı sanılmıştı; benzer yanlış alarmlar dünyanın farklı yerlerinde uçakların yere indirilmesine, itfaiyelerin harekete geçmesine yol açıyor. “Meyvelerin Kralı” diye anılan durian, dikenli kabuğu ve keskin kokusuyla dikkat çeker. Buna rağmen tatlı eti, Vietnam, Malezya, Kamboçya ve Tayland’da milyarlarca dolarlık bir tüketim pazarı yaratıyor. Güneydoğu Asya’da ekolojiyi, ekonomiyi ve toplumsal ilişkileri etkileyen bu meyve, bitkilerin duyularımız üzerindeki gücünü de gözler önüne seriyor.
Durian’ın kokusunu ve tadını anlatmak, yüzyılı aşkın süredir insanları karşı karşıya getiriyor. Amerikalı botanikçi Francis Ramaley, 1905’te kokusunu “iğrenç kokuların nadir bir bileşimi” diye tarif etmiş; önce çürük yumurta, ardından kanalizasyon gazı ve sarımsak düşündürdüğünü yazmıştı. İngiliz doğa bilimci Alfred Russel Wallace ise 1869’da yayımlanan *Malay Takımadaları* adlı seyahatnamesinde meyveyi övgüyle anlatır: Badem aromalı, tereyağı gibi zengin bir muhallebiye benzettiği etinde krem peynir, soğan sosu ve şeri çağrışımları bulur. Wallace’a göre durian yemek, Doğu’ya yolculuk etmeye değecek kadar yeni bir duyumdur. Bu zıt anlatılar, meyvenin hem geçmişte hem bugün uyandırdığı tiksinti ve arzuyu gösterir.
*Durio* cinsinin tanınan 28’den fazla türü vardır; insanların en çok tükettiği tür *Durio zibethinus*tur. İnsanların seçimiyle en az 200 kültür çeşidi geliştirilmiştir. Bitkinin doğal yayılış alanı Borneo, Sumatra ve Malay Yarımadası’dır; zamanla Tayland, Kamboçya ve Vietnam’da da yetiştirilmeye başlanmıştır. Keskin koku, çok sayıda koku molekülünün bileşiminden kaynaklanır; bilim insanları gelişmiş kimyasal analizlere rağmen sorumlu bileşenleri kesin olarak belirlemekte zorlanır. Meyvemsi esterlerin ve kükürtlü bileşiklerin, hayvanları meyveyi yemeye ve tohumları yaymaya çektiği düşünülüyor.
Durianın büyük tohumları, sert kabuğu ve dikenli dış yüzeyi, tohumların yayılmasını sınırlıyor. Bu işi çoğunlukla fil ve makak gibi iri kara memelileri yapabildiğinden yabani durian ağaçları görece seyrek. Meyve bugün daha çok insanların yönettiği alanlarda, ev tüketimi için yarı yabani biçimde ya da ticari plantasyonlarda yetişiyor. Yetiştirme yöntemleri de bölgeye göre değişiyor: Malay Yarımadası’nda tek ürünlü plantasyonlar yaygınken Endonezya’nın Sulawesi Adası’nda durian, başka meyve ağaçları ve ikincil ormanlarla birlikte tarımsal ormancılık sistemlerinde yetiştiriliyor.
Durian, ticari bir ürüne dönüşmesinden çok önce de bölge toplulukları için kültürel önem taşıyordu. Malezya’daki yerli Bersisi halkı, meyveler olgunlaştığında en yaşlı durian ağacının çevresinde süslemeli bir alan kurar; pişmiş durian ve başka meyveleri muz yapraklarına sararak ortak bir şölen düzenler. Endonezya folklorunda ise meyve atasözleri ve bilmecelerde karşımıza çıkar. Bali’de söylenen “Düşen durianı birileri toplar” sözü, zor zaman geçiren birine yardım edecek birilerinin bulunacağı düşüncesini anlatır. Bu gelenekler, meyvenin yerli toplulukların inanç ve gündelik yaşamıyla iç içe olduğunu gösterir.
Durianın nakit ürüne dönüşmesi, eski değerleri ortadan kaldırmak yerine onlarla yeni ekonomik ilişkileri bir araya getirdi. Endonezya’daki Baduy halkı arasında ağaçtan düşen meyveler kamunun malı sayılır; komşular sahipsiz kalan durianların satışında birbirine yardım eder. Bu ortak üretim ve ticaret biçimleri, güvene dayalı alternatif bir toplumsal düzen anlayışını yansıtır. Faizin yasak olduğu İslam’ı benimseyen bazı Endonezyalı çiftçiler içinse durian ağaçları teminat işlevi görür: Hasattan elde edilen gelir, borç kapanana kadar borç verenlere ödeme yapmakta kullanılır. Böylece meyvenin ekonomik rolü, yerel ve dinî uygulamalarla şekillenir.
Sömürge dönemi kayıtları, durianı yalnızca ekonomik verim üzerinden değerlendirmenin sakıncalarını ortaya koyuyor. İngiliz yönetimindeki Singapur Botanik Bahçeleri’nin sorumlusu Nathaniel Cantley, 1886’da yerel talebin karşılanamadığını yazmış; yetiştirilecek arazi azlığını, yerli Malayları para kazanmaya ilgisiz gösteren ırkçı bir yargıyla açıklamıştı. Meyvenin kokusu daha sonra edebiyatta da kimlik ve aidiyet simgesine dönüştü. Filipinli yazar Alejandro Roces’in “Durians” adlı öyküsünde yerel anlatıcının sevdiği meyve, kokusuna dayanamayan İspanyol rahiple karşıtlık kurar. Öykü, durianın keskin kokusunu yerli gururunun bir ifadesi olarak kullanır.
Günümüzde Çin dünyanın en büyük durian pazarı hâline gelirken, artan talep üretimi ve kültürel anlamları da dönüştürüyor. Malezya 2020’de Çin’e yıllık ihracatını 8.000 tona çıkarmayı hedefledi; plantasyonların genişlemesi, yerli Orang Asli halkının tanınmayan ata topraklarına ve ormanlarına uzandı. Ormanların açılması biyolojik çeşitliliğe zarar verdi; toplulukların *sewang* adlı, ormana saygı temelli ritüellerinde kullandıkları bitkilere erişimini kısıtladı. Öte yandan Tayland ve Malezya’da durian, Çinli yetkililere sunulan değerli bir armağan ve ticari ilişkileri güçlendiren bir “durian diplomasisi” aracı. Meyvenin tarihi bu nedenle hem duyusal bir deneyimin hem de doğa, kültür, siyaset ve ticaret arasındaki değişen ilişkilerin hikâyesi.
Yapay zekâ ile Türkçeye aktarıldı.
Orijinal yazıyı oku