The Conversation
Bilim · 3 sa önce · 3 dk okuma
Kokpitler dışarıdan gelen tehditlere karşı nasıl korundu?

FlyDubai’nin bir pilotunun, çoğunluğu İsrailli yolculardan oluşan uçağı düşürmek amacıyla kaptan pilotu bıçakladığı iddiası, havacılık güvenliğine ilişkin tartışmaları yeniden gündeme getirdi. Haberlere göre yolcular kokpite girerek saldırgan olduğu öne sürülen kişiyi etkisiz hâle getirdi; uçak güvenli biçimde Suudi Arabistan’daki bir piste yönlendirildi. Olay sırasında İsrail savaş uçaklarının da havalandırıldığı bildirildi. Peki havayolları bu tür olayları önlemek için neler yapıyor? Havacılık güvenliği alanında 40 yıllık deneyime sahip uzman Jeff Price, ABD’deki uygulamaları anlatıyor. ABD’de 11 Eylül saldırılarından sonra alınan önlemlerin çoğu, dünyanın başka yerlerinde de iyi uygulama örneği olarak benimsendi.
11 Eylül 2001’de teröristler dört yolcu uçağının kokpitini ele geçirmiş, bunlardan üçünü hedeflere çarpmıştı. Dördüncü uçak ise yolcuların saldırganlara karşı koymasının ardından düşmüştü. Bu saldırılar, kokpiti dışarıdan gelebilecek tehditlere karşı korumaya yönelik güvenlik kurallarını ve uygulamalarını kökten değiştirdi. Ancak uçak içindeki, özellikle de mürettebattan kaynaklanabilecek tehditler çok daha zor bir sorun olmaya devam ediyor.
ABD’de pilotlar ve kabin görevlileri işe alınırken sabıka kaydı kontrollerinden ve güvenlik değerlendirmelerinden geçiriliyor. Bu incelemeler, kişinin ağır bir suçtan hüküm giyip giymediğini ya da havacılık için başka bir tehdit oluşturup oluşturmadığını belirlemeyi amaçlıyor. 11 Eylül öncesinde mürettebat için esas olarak iş geçmişi kontrol ediliyordu; bugünkü kontroller daha kapsamlı. Mürettebat ayrıca işe başlarken kimlik doğrulamasından geçiyor ve havalimanlarına özel giriş noktalarını kullanıyor. Yolcularla aynı güvenlik taramasından geçmeseler de Ulaştırma Güvenliği İdaresi (TSA) tarafından rastgele fiziksel kontrole tabi tutulabiliyorlar.
Bununla birlikte, bir mürettebat üyesi suç işlemeye kararlıysa, gerekli erişime zaten sahip olabilir. Rastgele kontroller silah taşınmasını caydırabilir, ancak her olası girişimi önleyemez. 2015’te Germanwings uçağının yardımcı pilotu, kaptan tuvalete gittiğinde onu kokpitin dışında bırakmış ve uçağı Fransız Alpleri’ne düşürmüştü. Bu örnek, kokpit güvenliğinin yalnızca yolcuların uçağa ne getirebileceğiyle ilgili olmadığını gösteriyor.
ABD’de bazı pilotlar, 2002 tarihli İç Güvenlik Yasası’yla oluşturulan Federal Kokpit Görevlisi programı kapsamında silahla uçuyor. Federal Havacılık İdaresi’nin onay verdiği bu program, pilotların uçak korsanlığına ya da başka bir suç amaçlı şiddet eylemine karşı uçağın kontrolünü savunmak için ateşli silah kullanabilmesini öngörüyor. Programa katılacak mürettebatın eğitim alması, sağlık sertifikasına sahip olması ve iki yılda bir silah yeterlilik sınavını geçmesi gerekiyor. 11 Eylül’den önce pilotlar ve kabin görevlileri yolcular gibi güvenlik taramasından geçirilmiyordu; bu program da henüz yoktu.
Mürettebatın güvenlik eğitimleri de değişti. TSA’nın yürürlükteki kuralları, pilotların ve kabin görevlilerinin düzenli olarak güvenlik eğitimi almasını şart koşuyor. Eğitimlerde kendini savunma ve uçak kaçırma girişimlerine müdahale etme gibi konular yer alıyor. 11 Eylül öncesinde mürettebata saldırganlarla iş birliği yapmaları öğretilirken, günümüzde eğitim kokpiti savunmaya ve aktif biçimde direnmeye odaklanıyor.
Kokpit kapıları da saldırılardan sonra güçlendirildi. Önceleri bu kapılar, tuvalet kapıları kadar dayanıksız olabiliyordu; artık dışarıdan girmeye çalışanlara karşı ciddi bir engel oluşturmaları amaçlanıyor. FlyDubai olayında yaralı kaptanın kapı kilidini açarak yolcuların içeri girmesine izin verdiği bildirildi. ABD’deki yeni uçaklarda, kokpit kapısı açıldığında koruma sağlayan ikinci bir fiziksel bariyer de bulunması gerekiyor. Ancak bu önlemler, tehlike kokpite zaten girmişse işe yaramıyor.
Uzmanın temel uyarısı şu: Güvenlik önlemlerinin büyük bölümü yolcuların kokpite erişmesini önlemeye yönelik; pilotların uçağı ele geçirmesini engellemek içinse çok az şey yapılabiliyor. Böyle olaylar tarihte yaşandı, ancak bunları önlemenin kolay bir yolu henüz bulunmuş değil. Kokpite bir hava polisi yerleştirmek bile kesin çözüm sayılmaz; onun da tehdidin parçası hâline gelmesi ihtimali var. Sonunda sistem, uçağın sorumluluğunu taşıyan kişilere güvenmek zorunda. ABD’deki yaklaşımın önemli bir bölümü de bu güven varsayımına dayanıyor.
Yapay zekâ ile Türkçeye aktarıldı.
Orijinal yazıyı oku