The Marginalian
Kültür ve sanat · 2 sa önce · 3 dk okuma
James Baldwin’den Yazarlık Üzerine: Yeteneğin Ötesinde Dayanma Gücü

“Yetenek önemsizdir. Yetenekli olup yıkıma sürüklenmiş pek çok insan tanıyorum. Yeteneğin ötesinde alışıldık sözcükler vardır: disiplin, sevgi, şans; ama hepsinden önemlisi dayanma gücü.” James Baldwin’in yazarlığa dair düşüncelerini özetleyen bu sözler, onun yaratıcı emeğe bakışını da ortaya koyuyor.
Paris Review dergisinin kurucu editörü ve öncü söyleşicilerinden George Plimpton, 1989’da *The Writer’s Chapbook: A Compendium of Fact, Opinion, Wit, and Advice from the 20th Century’s Preeminent Writers* adlı derlemeyi yayımladı. Kitapta romancı, şair, denemeci ve oyun yazarı James Baldwin’e de yer veriliyordu. Plimpton, Baldwin’le 1984’ün başlarında iki ayrı söyleşi yapmıştı. Baldwin o sırada, Harlem’de okuyarak edebiyat dünyasının en büyük isimleri arasına yükselmesinin üzerinden yarım yüzyıl geçmiş bir yazardı.
Baldwin’e göre yazarı yazmaya iten şey, çoğu zaman insanın zihninden çıkaramadığı, onu huzursuz eden bir meseledir: “Seni rahatsız eden ve peşini bırakmayan bir şey. İşte bunun ıstırabı. Bu kitabı yaz, yoksa öl.” Böyle bir zorunluluk duygusunun içinden geçmek gerekir. Yalnızca yetenek yeterli olmaz; disiplin, sevgi ve şansın yanında, özellikle de dayanıklılık gerekir. Baldwin, yazarlığa heves edenlerin bu işin istediği sebat konusunda kendilerini kandırmamalarını, ama bütün zorluğuna rağmen yazmayı istemelerini öğütler.
Yazarlık yolunun başındaki kişinin, gösterdiği çabanın gerçek ve değerli olduğunu kendisine söyleyecek birine ihtiyacı olabilir. Ancak Baldwin, birinin sözlerinin insanı yazar yapabileceğine de inanmaz: “Yazar olacaksan, seni vazgeçirecek hiçbir şey söyleyemem; yazar olmayacaksan, söyleyeceklerimin de faydası olmaz.” Buradaki vurgu, dışarıdan alınan cesaretten çok, kişinin içindeki yazma zorunluluğudur.
Baldwin için yazmak, insanın kendisinde henüz bilmediği bir şeyi keşfetme girişimidir. “Yazarken, bilmediğin bir şeyi bulmaya çalışırsın,” der. “Benim için yazı dili, bilmek istemediğin, ortaya çıkarmak istemediğin şeyi bulma dilidir. Ama bir şey seni yine de buna zorlar.” Yazı, bu bakımdan yalnızca önceden kurulmuş bir düşünceyi kâğıda aktarmak değil, insanın kendisiyle ilgili hakikate yaklaşmasını sağlayan bir süreçtir.
Bu keşfin önemli bir bölümü ilk yazım sırasında değil, yeniden yazarken gerçekleşir. Baldwin, yeniden yazmayı “çok acı verici” bulur. Bir metnin tamamlandığını, artık ona eklenecek ya da ondan çıkarılacak bir şey kalmadığında anlarsınız; yine de metin hiçbir zaman tam istediğiniz hâle gelmez. “Dünyadaki en zor şey sadeliktir,” der. “Korkutucu olan da odur. Kendini bütün maskelerinden arındırman gerekir; bazılarının üzerinde olduğunu sen bile bilmiyordun. Bir kemiğin temizliği kadar yalın bir cümle yazmak istersin. Amaç budur.”
Yazar, metnini tamamlamaya çalışırken hiçbir zaman kusursuzluğa ulaşamayacağını da kabul etmelidir. Baldwin’e göre roman bittiğinde, bu, “Tren burada duruyor; burada inmen gerekiyor,” demektir. İnsan arzuladığı kitabı hiçbir zaman tam olarak elde edemez; sonunda yazabildiği kitapla yetinir. Bir kitabı bitirdiğinde, gözden kaçırdığı bir şey olduğunu hep hissetmiştir. Bunu fark ettiğinde ise çoğu kez artık düzeltmek için çok geçtir.
Baldwin’in yazma alışkanlığı da çalışma hayatının koşullarından doğmuştu. Gençliğinden beri, gündüzleri çeşitli işlerde çalışırken çocuklar uyuyana kadar yazmak için beklemek zorunda kalmıştı. Zamanla gece çalışmayı yalnızca mecburiyetten değil, o saatlerde tek başına olmayı sevdiği için sürdürdü. Onun sözlerinde yazarlık, ilhamın tek başına taşıdığı bir uğraş değil; insanın kendisiyle yüzleştiği, tekrar tekrar çalıştığı ve metnin izin verdiği yerde durmayı öğrendiği uzun bir dayanma sınavıdır.
Yapay zekâ ile Türkçeye aktarıldı.
Orijinal yazıyı oku